Bugün - 18 Aralık 2017 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künyemiz
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.gergerhaber.net Logo
Kültür Sanat
Yaşam
Röportaj
Eğitim
Ekonomi
Sağlık
Güncel
Köyden Haberler
Politika
Adıyaman 28°C
Yazar Detayları

MUSTAFA IŞILDAK

MUSTAFA IŞILDAK - MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?

MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?
Yazı Tarihi: 25 Ekim 2013 Cuma

        

         MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 
İletişim E-Posta: mustafaısıldak@hotmail.com - Telefon: 0


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Av.Celal Kızılkaya Ve Anıları
İDEAL VE SAHABE SAFVAN TÜRBESİ…
Edebiyat Ve Ahmet Sırrı Özbek..
Hedef Ülke Türkiye
Esnaf Nasil Kurtulur?
Ezber Bozan bir Kitap
2017 Imar plânı 2040 Hedefine Ulasir mı?
Ramazan Gökay in ardından ve kanser...
Bana ne oluyor ki , Çocuk işte!
Bana ne oluyor ki , Çocuk işte!
Kafamın İçinde Bir ben..
Ceza Infaz Kurumları ve Staj
Televizyon Programlarında Tütün
MOBBİNG DE YARALAR…
15 TEMMUZ’U ANMAK
Teröre Finansörluk Tütün Ve Adıyaman
Oruç da Muhteşem Üçlü
Oruç da Muhteşem Üçlü
NECİP FAZIL VE İDAM…
Adıyaman ve Bakanlık
Zararımız Özellikle Kendimize
Vakıf başkanı Ve Gürsoy
15 Temmuz Ve Başkan Dimez
KÜÇÜK TÜRKİYE…
“OĞLUM HÜSREV; KORKMAYIN, SONU HAYRA ALAMET OLACAK”
İDEALLER VE SİTİLCE ARITMA TESİSİ
VATANDAŞ KUTLU, BAŞKAN KUTLU’YA KAÇ PUAN VERDİ?
ADIYAMAN VE AHMET AYDIN…
BEYİN CERRAHINI VETERİNER YAPMAK…
KARDELEN’LER ÇOĞALSA KEŞKE
VALİ ERİN’DEN HELALLEŞME-2
VALİ ERİN’DEN HELALLEŞME-1
KORKULAN POLİSTEN SEVİLEN POLİSE…
NEREDEN NEREYE…?
ZEMZEMİN YENİ SIRLARI
BOŞLUKLARI DEVLET DOLDURMALI
BEŞTEPE’YE SEVİNDİM, KÂHTA’YA ÜZÜLDÜM!
Darbe Başarıya Ulaşsa idi?
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE MİLLET…
HAMAM DA SOSYAL İHTİYADž
HİÇ Mİ DEĞİL ALDIĞINIZI GERİ VERİN!
ADANA VALİSİNİ(!) UĞURLARKEN…
Güle Güle, Sayın Vali'm
HAKKINI HELAL ET ŞEHİD’İM;
DOĞALGAZ BAĞLANTI ÜCRETLERİ İADESİ?
ATV’DE ADIYAMAN VE VALİ DEMİRTAŞ...
MERMER İHTİSAS OSB VE KÖMÜR KÖYÜ
GENÇ ASKON VE SİYASET
ATV ve ADIYAMAN’IN İTİBARI…
RESSAM TAŞKIRAN VE AHDE VEFA…
AK PARTİ İL BAŞKANI KİM/NASIL OLMALI?
ALİ YILMAZ’LARI YAŞATMAK GEREK…
2016 EMİTT FUARINDA ADIYAMAN
İKİNCİ MADDE: KÖTÜ SÖZ…
YILBAŞI/MEKKE’NİN FETHİ
ZİYARET VADİSİ VE VALİ DEMİRTAŞ…
“ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” BİTİYOR…
BİR TEŞEKKÜR, BİR İSTEK?
ADIYAMAN SAĞLIKTA NEREYE KOŞUYOR?
SUYA KARŞILIK OTEL Mİ İSTENİYOR?
YILIN İDARECİSİ ÖDÜLÜ?
BU BİNALAR SİZİN OLSA İDİ?
GENEL SEKRETER DR. ÖZ’LE 30 DAKİKA
GÖNÜL İNSANI
NEDEN HUZUR KENTİYİZ?
KOÇALİLİLERİN İSTEDİĞİ OLDU (MU?)
Öğrendik ki…
ZENGİN SURİYELİLER
AKILCI İLAÇ KULLANIMI…
SAYIN CUMHURBAŞKANI’M…
‘MODERN HAMAM YOK’ DENMEZ ARTIK!
NE GEREK VAR ADAYLIĞA?
YAŞAM MEDYA’LAR YAŞATILMALI
SAHABE’MİZE VE ALTIN ELMA’MIZA NE OLDU?
YOLUN AÇIK OLSUN BİLAL ERCAN…
MECLİS ÜYELİĞİ VE M. ALİ ALKUŞ ÖRNEĞİ
VALİ DEMİRTAŞ-DEMİRYOLU VE TANITIM…
DİN ADAMI SADECE ÖLÜ YIKAYICISI MI?
HUZUR KENTİ VE VALİ DEMİRTAŞ…
YAĞMUR’LARIN SESİNE BAK…
KOÇALİ BARAJI’NDA NE İSTENİYOR?
YİNE BARIŞ…
ADIYAMAN UYDUYA ÇIKTI
GAZETEDEN BİR YAPRAK DÜŞTÜ!
DOĞAN’LA GELEN BARIŞ
BELEDİYE’DEKİ KARA DELİKLER…
“ACİL”SİZ ÜNİVERSİTE HASTANESİ?
TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM HAKKI!...
HAYDİ, SAYIN AHMET AYDIN!
IŞİD ve MOSSAD!
BELEDİYE ÇİÇEK HABERLERİ!
ŞÜKRET ARKADAŞIM…
YAKIŞIYOR MU SAYIN İSLAM BAKAN’IM?
İYİ Kİ VARSINIZ!
NASIL YAZIYORUM?
BU KADAR DA OLMAZ!
SÜMEREVLERİ ÖĞRENCİ YURDU–3
RAMAZAN FESTİVALLERİ BİTTİ!
YİNE İNTİHAR…
ELAZIĞ-MALATYA-ADIYAMAN-TORBALI
KOKAN ÖLÜLER
BEŞPINAR-BELEŞPINAR(!)-ANIZ
İMAR PLANI VE SATRANÇ
KANUNİ VE KARINCA…
A.MİRZA İNAK VE HAVUZA ÇİŞ YAPMAK
KONUT KİRALARI VE İMARDAKİ KAT ADETLERİ
Bir tıkla ÜCRETSİZ yardım…
BEN ÖZÜR DİLİYORUM…
PARAYLA TAZİYE ZİYARETİ
BELEDİYENİN BELEŞ OTOPARKI…
DÜNDEN BUGÜNE VE FADIL BİNZET
HİZMETLİYE DE PLAKET VERİLİR
HAYDİ, ESNAF KARDEŞİM İSTANBUL’A…
BALIK BAŞTAN KOKMAZ MI?
ESENTEPE TOKİ’DE BORÇ VE GASP?
BU KUŞAĞI DA BELİMİZE KİM SARDI?
BU GÜN ANNELER GÜNÜ!
BUGÜN ANNELER GÜNÜ-2
SEN AĞLAMA ÖMER AMCA!
BAŞKAN ADAYI KUTLU VE YANSIMALAR
VAH… VAH… KOMUTANA ÜZÜLDÜM!
DİLENEN SURİYELİLER?
MEVZUAT HAZRETLERİ!
BİLGİSAYAR VE İMAN
LÜTFEN KOKLAR MISINIZ!
MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?
BU NASIL DEMOKRATLIK?
Gül Gibi Akgül'den Mesaj Var
Bir Pirinç Tanesi..
İzmir'den Ses Var
Ağlarsan Seni Polise Veririm
Haydi Ankara Akm'ye..
Ali Amcalar Gerek..
Beş Dakika..
Tayyip'i Yedirmeyiz...
Hemşerilerim Hoşgelmişsiniz...
Adımız Adımmülayim Olsun
Ömer Bin Abdulkaziz
Ekremler Nasıl Kurtulur
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 1
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 2
Dualarla Güle Güle..
Zaman, Adıyaman Ve Vali Demirtaş
Mutlu Olmak
Şöför Amca..!
Stk'lar Ve Gönüllülük
Bakın Çocuklar Ne İstiyor?
Zemzem'in Yeni Sırları
Boşanmalar ve aile Hekimliği 1
12 Eylül Namazdaki İmamı Bile Şaşırtırsa?
Hilmi Şahballı ve Adıyaman…
Adıyamanlılık Böyle(mi) Olur
Son Kat Üvey Evlat
Atatürk Ve Din
Kim Bu Acemi (!) Milletvekili
Doğalgaz Bağlantı Ücretleri Fazla mı Alındı?
Zalim Yazı
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz..!
Vali Demirtaş Ve Sığınmacılar..
Yeni Şeyler 1
Eski Vali - Yeni Vali..
“ASLAN” HÜSEYİN ASLAN…
SABAH NAMAZINDA ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK
Artık Yeni Şeyler Söylemek Lazım
Kimsesizlik..
Ramazan Festivalleri!
Sen Ağlama Mehmet Amca
Kulak Kesilmesine İçin Kulak Verelim 2
Baharla Gelen Haşir (Ö.S.DİRİLME) Hakikati-1
Komşu Duası
Hey Ya Rabbi..
ÜNİVERSİTE VE MEŞRUTİYET
Hani Ayırımcılık Olmayacaktı?
Süemerbank Parkı, Söylenenler, Tescillenenler
ÖLÜRSE GİDERİZ
ESKİ(MEZ) BİR DANIŞMANIN SEVDASI...
Halkın Kandil Mesajları
Cumhurbaşkanı Ziyareti Ve Zaman
Gül'e Sahip Çıkayım Derken..
Valilik Büyükaslan Savaşı
Eko Adıyaman Basını
ŞER DÜŞÜNÜLEN ŞEY HAYIR OLDU
Üniversiteyi 40 Yaşında ki Temizleyemez mi?
Ben mi Biz mi?
Cepler Dikilsin
VEKİL DANIŞMANI MAAŞ ARTIŞI…
Hukuk Fakültesine Koşar Adım
VERGİ KAÇIRMAK=ADAM ÖLDÜRMEK
NE SÖYLEYECEKTİM
ÇİNGENE
HUKUK FAKÜLTESİNE DOĞRU…
HANGİSİ YANLIŞ?
İNGİLİZ POLİSİ OLSAYDI ÖLÜRLER MİYDİ?
TCK’YI ELLE YAZMA CEZASI…
SUÇLULARDAN UZAK DURMAYIN
BU SABAH YENİDEN DOĞDUM…
ABD'DEN ŞOK RAPOR
MİLLETVEKİLİ YETİŞ’TEN MESAJ VAR…
AİLE POLİSİ PROJESİ
10 OCAK VE GAZETECİ DERNEKLERİ
UYKUDAN UYAN EY ADIYAMAN
SEBAHAT TUNCEL, TOKAT VE MEDYA…
HASUTLUK HASTALIĞI
SORUMLU YALNIZ AKMERCAN MI?
AKMERCAN-BELEDİYE MAÇI 3
AKMERCAN BELEDİYE MAÇI
BU YAZI...
DEPREMZEDEYE KONUT TAHSİS EDENLER
kMM VE...
ARİFE, AREFE
HAVŞERİ İÇİN HAYDİ ZEY'E!
KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL
TÖREN İPTALİ
2006'DAN 2011'E DOĞALGAZ
TERÖR VE GELİŞMELER
BU İNSANLAR DA BİZİM
DEMİRYOLU İÇİN HAYDİ
YERE DÜŞMEKLE CEVHER..
PİRİN PALAS
EMNİYET KEMERİ Mİ KOLTUK DEĞNEĞİ Mİ
SIRA DIŞI BİR BAKAN GELDİ…
KÖKÜNÜ ARAYAN ÇINAR
ÇORBA PARASI!...
ÇELİKHAN HALKINDAN YOĞUN DESTEK…
ÇELİKHAN, ÇELİKHAN, ÇELİKHAN!..
GÖNÜL İNSANI
POST KAVGASIYMIŞ MEĞERSE?
MINDARA DOLAM DOLAM
İL OLMAMIZI İSTEMEYEN
TERÖRLE MÜCADELEDE HATA MI YAPIYORUZ?
DÜĞÜN EVİ Mİ ÖLÜM EVİ Mİ?
REKTÖR GÖNÜLLÜ'NÜN TOPLANTISI..
GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ ORDU
YEMİN KRİZİ VE MOTOR YAKMAM
GÜLE GÜLE..
ANNECİĞİM BİRAZ DA BİZİMLE GÖRÜŞME YAP
ZEMZEM VE İLAHİ SIRLAR?
HAMAMA MI GİTTİNİZ BE HEY GAFİLLER?
TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR
SUÇLUYU KAZIRSAK ALTINDA NE ÇIKAR?
AVUKAT TAYLAN 3
AVUKAT TAYLAN..2
AVUKAT TAYLAN...
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE..
İMAMLAR'A AÇIKLAMA..
ÜÇ KURUŞLUK İNSANLAR
BÖYLE KOMUTANLAR DA VAR
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE...
BI YARA İKİ YILDIR..
Diğer Yazarlar

TYP Kapsamında Okul Güvenliği.
Gerger'e Çağrınızdır..!!
Sol Yanım..!
Yol Verin
SEVGİLİLER? GÜNÜ
Yüreğinle Çağır da, Geleyim...
Adıyaman'da neler Oluyor.?
Samsat Depremi
Av.Celal Kızılkaya Ve Anıları
Çocuk, Veli, Deli, O Kadar!

Vade Turizm..HAC & UMRE
Ulusal Gazeteler
Yazarlar 
Hava Durumu ( Adıyaman )
Bugün
18°C - 28°C
Perşembe
18°C - 28°C
Cuma
16°C - 30°C
Cumartesi
17°C - 32°C
Namaz Vakitleri ( Adıyaman )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
03:1805:1312:5516:5020:2422:09

08 Haziran 2016 Çarşamba
Röportajlar
Hasta Sedyede, Arif Şov Peşinde..!
Şimdi Kim Kazandı..? Adıyaman'da Adıyaman Belediyesinde ses sistemi ile ilgili görevli bir kardeşimiz..  İsminin Arif olduğunu öğrendiğim bu ka...
»
»
»
Tarihte Bugün
1111 - İmam-ı Gazali (rh)'nin İrtihali
Kim Kimdir
Günün Sözü
Ayağa kalkarsan hizmet kastiyle kalk, eğer konuşacak olursan hikmetle konuş, oturacağın zaman hürmetle otur?
(Hacı Bektaşı Veli)
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,67ms Logonuz...
google-site-verification: googleb1348143173db3dd.html